TÜRKÇE

Başbakan Yardımcısı Sn. Ali Babacan’ın L20 Türkiye Başlangıç Toplantısında Yaptığı Konuşma

Başbakan Yardımcısı Sn. Ali Babacan’ın L20 Türkiye Başlangıç Toplantısında Yaptığı Konuşma

TÜRK-İŞ, HAK-İŞ ve DİSK’in çok değerli başkanları, Uluslararası İşçi Sendikaları Konfederasyonunun çok değerli Başkanı, OECD İşçi Sendikaları Danışma Komitesinin çok değerli Genel Sekreteri, çok değerli konuklar, bugün Türkiye’nin farklı bölgelerinden bizimle beraber olan, farklı sektörlerde çalışan vatandaşlarımızı temsilen burada bizimle olan çok değerli sendika temsilcileri, değerli basın mensupları,

Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Bugün sizlerle beraber 2015 yılı G-20 Başkanlığımız kapsamında Emek-20, yani İngilizce kısaltılmış adıyla L20 çalışmalarını resmen başlatmış oluyoruz. Böylesine güzel bir toplantıyı düzenledikleri için ve bu ortamda bizleri bir araya getirdikleri için Dönem Başkanımız Emek-20’nin temsilini üstlenen TÜRK-İŞ, HAK-İŞ ve DİSK başkanlarına özellikle teşekkür etmek istiyorum.

Aslında bizim konfederasyonlarımız 2008’den bu yana L-20 yapısında aktif olarak rol aldılar, şimdiye kadar yapılan G-20 toplantılarından önce düzenlenen L-20 toplantılarına destek verdiler ve bu konuda da çok güzel bir tecrübeye sahipler. Biz kendi yapımızı kurarken de oldukça temsil gücü geniş bir yapı kurduk. Türk-İş Başkanımızın başkanlığında ama diğer konfederasyonlarımızın da yönetim komitesinde yer alacağı bir yapıyla çalışanlarımızın, emekçilerimizin temsil edildiği güçlü bir yapı kurduk Türkiye tarafında. Şimdi bizim kurduğumuz L-20 yapısı, küresel L-20 toplantılarına başkanlık etmiş olacak. Yani Ergün Bey artık 20 ülkenin çalışanlarını temsilen bu toplantılara başkanlık edecek bir yıl boyunca.

Bizim için gerçekten onur duyulacak bir görevdir bu, onur duyulacak bir sorumluluktur. Ama aynı zamanda Türkiye’nin bu dönemde G-20 gündemine kazandıracağı, hele hele dünyada şu anda çalışanların büyük problemlerle karşı karşıya kaldığı pek çok ülkede sorunları gördüğümüzde, özellikle genç işsizlerle ilgili sorunları gördüğümüzde, bir yıldan fazla işsiz kalan uzun dönemli işsizlerle ilgili sorunları gördüğümüzde ve emeğin gayrisafi yurt içi hasıladaki payının pek çok ülkede düşmekte olduğunu gördüğümüzde gerçekten L-20’nin yapacağı çalışmalar bizim için son derece önemli olacak. G-20 bakanlar toplantılarına ve G-20 Zirvesine L-20’den verilecek destek, oluşacak görüşler bizler için çok çok kıymetli olacak, bunu ben baştan ifade etmek istiyorum.

G-20 son yıllarda özellikle de küresel ekonomik kriz sonrasında küresel ekonomik işbirliğinin temel platformu oldu artık. Artık G-7’yi pek duymuyorsunuz, G-7 toplandı şu kararı verdi falan diye pek duymuyorsunuz. Çünkü 7 ülkeye baktığımızda en gelişmiş 7 ülke diye adlandırılan, bir dönem öyle adlandırılan ülkelerin artık dünya ekonomisindeki ağırlıkları düştü. Ancak gelişmekte olan ülkeleri de, belli başlı ülkeleri de kattığınızda temsil gücü yüksek bir yapıyı buluyorsunuz, bu da G-20 ile ifade ediliyor. Ve G-20’de yapılan görüşmeler, alınan kararlar tüm dünyada yakından takip edilmekte. Temsil gücü yüksek bir yapı olduğu için de alınan kararlar pek çok ülkede uygulanabilir kararlar olmakta.

Küresel ekonomi politikası eşgüdümünde birincil platform haline gelen G-20’nin meşruiyetinin de artırılması için tüm paydaşlara açılımının çok önemli olduğuna biz inanmaktayız. Bu dönemde sadece yerel düzeyde değil, uluslararası düzeyde de çeşitli paydaşlarla çalışmalarımızı yakın bir şekilde sürdürmekteyiz. Açılım çabalarımız G-20 üyesi olmayan diğer ülkelere, uluslararası kuruluşları, sivil toplum temsilcilerini, sendikaları, araştırma merkezlerini ve diğer STK’ları kapsamakta.

G-20’nin açılım grupları kimdir diye baktığınızda tabii ki en önemlilerinden bir tanesi Emek-20, yani L-20. Bunun yanında B-20 var iş dünyasını temsil eden, T-20 var düşünce kuruluşlarını temsil eden. Bunun yanında C-20 gibi, Y-20 gibi başka paydaşlar da var. Ama bizim bu dönem Türkiye Dönem Başkanlığında başlatmak istediğimiz yeni bir yapı W-20, yani Kadın-20. Özellikle kadınların iş dünyasındaki rolünü ve etkinliğini artırmaya yönelik olarak yaptığımız bu çalışma dünyada genel kabul gördü. Formatı ve işleyişiyle alakalı G-20 ülkeleri arasında istişarelerimiz devam etmekte. Ama kadınların iş dünyasındaki sorunlarını, fırsatları, burada yapılması gerekenleri ayrı bir hatta ele almanın biz çok çok önemli olacağını düşünüyoruz ve inşallah kısa bir zaman içinde de bu W-20’nin startını vermek istiyoruz.

Türkiye verilerine baktığımızda çalışanların üçte ikisini, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün en güncel verilerine göre ise G-20 ülkelerinde çalışanların yaklaşık olarak yüzde 60’ını ücretli çalışanlar oluşturmakta, yani işçilerimiz oluşturmakta.

L-20 platformu, vatandaşlarımızın oldukça büyük bir bölümünü oluşturan işçi kesiminin G-20 liderlerine ve G-20 bakanlarına politika önerilerini doğrudan sunma imkanı sağlayan önemli bir yapı.

Bu kapsamda G-20 Dönem Başkanlığımız küresel ekonomik işbirliği temel platformunda dünya ekonomisi için kritik önem taşıyan konuların tartışılmasında yönlendirici olma sorumluluğunu biz Hükümet olarak da üzerimizde taşımaktayız. Ve aslında sadece kendi Dönem Başkanlığımızda değil daha önceki dönem başkanlıklarında pek çok zirvede ve benim katıldığım pek çok toplantılarda bu konuların biz hep savunucusu olduk ve bu konuların destekleyicisi olduk.

Bizim Dönem Başkanlığımızın üç önemli sloganı var, İngilizce İ harfiyle başlayan üç kelime bunlar; kapsayıcılık, uygulama ve yatırım.

Biraz önce değerli dostum Sharan’ın da bahsettiği gibi uygulama burada çok önemli. Çünkü pek çok ülke sözler verdi, G-20 masasında taahhütler verildi. Bunların yapılması için de büyük bir gayret içinde olmamız gerekiyor. Söz vermek bazen kolay ama uygulama her şeyin başı.

Ve yine kapsayıcılık, yani büyümeden bir ülke içindeki tüm toplum kesimlerinin istifade etmesi. Büyümenin sonuçlarını çalışanlarımızın, işçilerimizin de aynen görmesi. Şu anda maalesef 2008’den bu yana pek çok ülkede büyük bir problem var, bu gerçekleşmiyor. Büyüme var gibi görünüyor, fakat bu büyümenin nimetlerinden kim faydalanıyor diye baktığımızda maalesef çalışan kesim, emekçi kesim burada yeterince pay almıyor. En gelişmiş ekonomiler dahil burada büyük bir problem var, sorun var.

Değerli Konuklar, Değerli Katılımcılar,

Bizim bir başka önemli önceliğimiz de yatırımlar, üç İ’den üçüncüsü de yatırımlar, özellikle de altyapı yatırımları. Yatırımlar istihdam üretmek için son derece önemli. Yatırımın inşaatı süresince de istihdam üretiliyor, o yatırım eğer verimli bir yatırımsa o yatırım yaşadığı süre boyunca da istihdam üretiyor. İşte buna da biz önem veriyoruz ve kamu altyapı yatırımları olsun, özel sektör yatırımları olsun, kamu altyapı yatırımlarına özel sektör, özel sermaye daha çok nasıl cezbedilir, bütün bu konular bizim önceliklerimiz içerisinde olacak.

Biraz önce yine bahsedildi, şu anda dünyada eşitsizliğin ulaştığı boyutlar herkes için kaygı verici. Son dönemde uluslararası kuruluşların yaptığı çalışmalar da eşitsizliğin büyüme üzerinde olumsuz etkilerini açıkça ortaya koymakta. Bu sadece sosyal bir mesele değil, sadece bir adalet meselesi değil ki bunların hepsi önemlidir, adalet boyutu, sosyal boyutu önemlidir. Ama dengesiz bir büyüme, yani eşitsizlikler üzerinde bir büyümenin sürdürülebilir olması da mümkün değil. Bunun ekonomik sonuçları da nihayetinde olursa oluyor. Ancak büyümenin nimetlerinden tüm toplum kesimlerinin yararlandığı ülkelerde büyüme sürdürülebilir oluyor, aksi halde saman alevi gibi geçici büyümelerden bahsederiz.

İşte bütün bunlar bu yıl üzerine eğileceğimiz önemli konular olacak.

Değerli Konuklar,

Bir başka önemli konu; kapsayıcı büyümenin sadece ülke içinde değil küresel boyutta da gerçekleşmesi. Yani dünya ekonomisinin ortalama büyümesine bakmalıyız kuşkusuz ama bu büyümeden sadece G-20 ülkeleri mi istifade ediyor, yoksa topyekun dünyada bir kalkınma var mı? Bu yarışta çok gerilerde kalan ülkeler var mı, o ülkelerle ilgili neler yapılmalı? Bu da bizim Dönem Başkanlığımızın önemli bir önceliği.

Ve düşük gelirli gelişmekte olan ülkelerle ilgili de özel bir çalışma başlatmış durumdayız. Ben geçtiğimiz hafta Ankara’da büyükelçiliği bulunan düşük gelirli gelişmekte olan ülkelerin büyükelçilerini davet ettim bir çalışma yemeğine ve onların hepsine şu mesajı verdim: Dedim ki, lütfen siz başkentlerinize sorun, G-20 ne yapmalı? G-20 masasına biz az gelirli, düşük gelirli ülkelerle ilgili neleri getirmeliyiz Dönem Başkanı olarak? Tabii şu da var ki, G-20 konsensüsle çalışan bir mekanizma. Biz Dönem Başkanı olarak aklımıza gelen her şeyi yapamıyoruz, 20 ülkenin her birisinin tek tek evet demesi gerekiyor, bu gerçeği de görmemiz gerekiyor. Ama en azından G-20 masasında o ülkelerin de görüşlerinin dile getirilmesini biz çok önemsiyoruz. Kendilerine birkaç haftalık bir süre verdik, o süre içerisinde görüşlerinizi bize bildirin dedik kısa, özet. Ve aynı zamanda Dünya Bankası’na, Birleşmiş Milletler’e de dedik ki, siz de çalışın, siz de fikirler üretin G-20 ne yapmalı diye. Bu fikirleri biz G-20 masasına taşıyacağız, tartışacağız ve üzerinde mutabakat sağladığımız konuları da inşallah karar olarak uygulamaya başlayacağız.

Burada dünyada istihdamla ilgili gelişmelere baktığımızda, şu anda maalesef pek çok ülkede istihdam üreten bir büyümeyi henüz göremiyoruz. Burada belki bir istisna Amerika Birleşik Devletleri var, orada işsizlik düşüyor gibi ama iş gücüne katılım oranı da hızla düşüyor. Dolayısıyla düşük işsizlik rakamının biraz arkasına dikkatli baktığınızda, aslında orada bile sonuçların çok olumlu olmadığını görüyoruz.

Sözlerimin başında da söyledim, genç işsizlik bazı ülkelerde yüzde 50’nin üzerine çıkmış durumda. 15-24 yaş grubuna baktığınız zaman ve işsizlik oranlarına baktığınız zaman, Avrupa ortalamaları şu anda yüzde 23-24 civarında aklımda yanlış kalmadıysa, fakat bazı ülkelerde 50’nin üzerinde, çok ciddi bir problem. Gençleri hedefleyen ne yapabiliriz; buna özellikle eğilmemiz gerekiyor.

Yine uzun süredir işsiz kalanlar; bir yıldır işsiz olan bir insanın tekrar iş gücüne dönmesi dünyanın her yerinde çok zor. O halka, o zincir bir kopunca geri o insanları işgücüne bağlamak, buluşturmak çok çok zor oluyor. Onlarla ilgili ne yapmalıyız, ne tür programlar geliştirmeliyiz? Ve biz kendi tecrübelerimizden gördük, Türkiye tecrübelerinden, inanın çok düşük bütçe katkılarıyla, çok makul bütçe katkılarıyla çok ciddi miktarda istihdam oluşturulabiliyor. Ufak tatlandırıcılar koyuyorsunuz, işverenlere yeni işe alma konusunda bazı sebepler veriyorsunuz; ama tabii her şeyin başında da güven unsuru var. Güven olmayınca bir ülkede istihdamın artması mümkün değil. O ülkede işverenler geleceğe güvenecek ki yeni insanları işe alabilsin, güven olmayınca ne yaparsanız yapın bu sağlanamıyor, pek çok ülkede bunu görüyoruz. Merkez bankaları trilyonlarca dolar, trilyonlarca euro para basıyor piyasaya sürüyor. Ancak bir ülkede öngörülebilir bir ekonomi ortamı yoksa, bir ülkenin iş dünyası geleceğe dönük politikalar konusunda o ülkenin hükümetine, ekonomi yönetimine güvenmiyorsa yatırım duruyor, yatırım durunca istidam da duruyor.

Biraz da Türkiye özeline gelelim, şimdi G-20 Dönem Başkanı şapkamızla değil de Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin bir kabine üyesi olarak Türkiye’yle ilgili birkaç hususu da burada dillendirmek istiyorum.

Biz çok şükür istihdamla ilgili konularda 2008-2009 krizinden bu yana olumlu sonuçlar aldık. Türkiye hem gelişmiş ülkeler içerisinde, hem de gelişmekte olan ülkeler içerisinde yüzde olarak istihdamını en çok arttıran ülkelerden birisi oldu. 2009’dan bu yana Türkiye’de toplam çalışan sayımız yaklaşık 6 milyon kişi arttı. Sadece son 12 ayda -büyüme oranımızın yüzde 3 civarına düşmesine rağmen- 1 milyon 300 bin kişilik bir artış var iş gücümüzde.

Ve yine özellikle son üç yıldır kadınların iş gücüne katılımında çok ciddi bir değişiklik yaşıyoruz, çok ciddi bir ivmelenme var. Bizim üç yıl öncesine kadar erkeklerde iş gücüne katılım oranımız yüzde 70, kadınlarda yüzde 30 civarında idi ama bugün itibarıyla bakıyoruz ki üniversite mezunu kadınlarımızın iş gücüne katılım oranı yüzde 70’e ulaştı, yani erkeklerin ortalamasına ulaştı üniversite mezunu kadınlarımızın iş gücüne katılımı. Yine son üç yıla bakıyoruz, son üç yılda yeni işe başlayanların yüzde 46’sı kadınlardan oluşuyor; yüzde 54 erkek, yüzde 46’sı kadın. Bunlar bizim kendi iş dünyamız için, istihdam piyasamız için gerçekten geleneksel verilerimizin ve geleneksel istatistiklerimizin çok ötesinde gelişmeler, bunun sebeplerini de şu anda araştırıyoruz. Birkaç tane belki peşinen söylenebilecek sebep var. Okullaşma oranımız arttıkça, kadınlarımız, hatta kızlarımız ilkokula, ortaokula, liseye daha çok gittikçe, üniversite mezunu daha çok kadın nüfusumuz oldukça bunlar mutlaka iş gücü piyasasına yansıyor. Ama bunun yanında 2009’da başlattığımız ve kadın istihdamını destekleyen politikalar da kuşkusuz faydalı.

Sayın Başbakanımız geçtiğimiz haftalarda yeni bir reform açıkladı biliyorsunuz, kadınlarımızın hem çocuk sahibi olması ama iş dünyasından da kopmaması için neler yapabiliriz diye. Bununla ilgili güzel adımlarımız olacak. Örneğin doğumdan sonra part time çalışma imkanlarını çok geliştiriyoruz, hatta doğumdan sonraki belli süreler yarım maaşını işverenden, yarım maaşını devletten alacak şekilde kadınlarımız artık çalışabilecekler. Daha sonra çocuklar da beş-altı yaşına gelene kadar part time çalışmayı bir hak haline getiriyoruz. Bunların hepsi önemli, çünkü bir yandan dinamik bir nüfus Türkiye’nin ihtiyacı, ama bir yandan da kadınlarımızın iş hayatında olması, iş hayatından kopmaması ve tam tersine hatta etkinin artması, -W-20 çalışmalarımız da zaten bu kapsamda- bunlar hep önemli konular, çok dikkatli dizayn edilmesi gereken konular. Ve zaten kendi içimizde bunlar Türkiye’yle ilgili sorunlar gibi geliyor ama inanın dünyada büyük problemler bunlar. Bakın, bu yıl Davos katılımcılarının şöyle ne kadarı erkek, ne kadarı kadın diye baktığımızda, ki Davos siyaset, iş dünyası, akademi hayatı, düşünce kuruluşlarının temsil edildiği bir yapı, kadınların yüzde 15 civarında olduğunu görüyoruz, yüzde 85 erkeklerden oluşuyor Davos yapısı. Dolayısıyla bu Türkiye’de değil, dünyada problem.

Biz Dönem Başkanlığımızda eğer bu işlere şöyle küçük küçük katkılarda bulunursak, Türkiye Dönem Başkanlığında ya şöyle güzel bir şey yapıldı diye böyle yıllarca anılacak güzel bazı açılımlarda, yeniliklerde başarılı olabilirsek bu bizim için gerçekten büyük bir mutluluk olacak.

Ben sözlerimi fazla uzatmayayım, çünkü gün boyunca burada güzel tartışmalar yapılacak, istişareler yapılacak, biz de merakla sonuçlarını bekleyeceğiz. Bir rapor halinde TÜRK-İŞ Başkanımız diğer başkanlarımızla beraber bize bunların sonuçlarını da sunacak, biz de buradaki sonuçları G-20 masasına taşıyacağız.

Ayrıca, önümüzdeki hafta G-20 Bakanlar ve Merkez Bankası Başkanları toplantısı var biliyorsunuz İstanbul’da. O toplantı arasında da böyle bir çalışma kahvaltısı B-20, L-20 ve T-20’yle yapmayı uygun gördük. Bu ilk defa olacak, yani bakanlar toplantısıyla B-20, L-20 ve T-20 ilk defa bir araya gelmiş olacak. Tabii biz gönüllülük esasına göre kurduk, çünkü her şey konsensüsle yürüdüğü için toplantıyı gönüllük esasına göre yapmış olacağız, isteyenler katılacak, ama katılımın iyi olacağını tahmin ediyorum. Bunu da önümüzdeki Salı sabahı İstanbul’da gerçekleştirmiş olacağız.

Ben tekrar değerli başkanlarımıza teşekkür ediyorum; hem L-20 platformunu sahiplendikleri için, 2008’den bu yana başarıyla Türkiye’deki işçilerimizin, emekçilerimizin temsilini sağladıkları için, hem de bu yıl Dönem Başkanı olarak, L-20 masasının Başkanı olarak bu yapıda bizleri temsil ettiğiniz için teşekkür ediyorum.

Ve yine değerli dostum Sharan’a ve John’a da bugün Ankara’da oldukları için, bizlerle beraber oldukları için özellikle teşekkür etmek istiyorum. Bizlere güç vereceksiniz, katkılarınız bizim için çok değerli, sağ olun.